Aile üyelerinden birinde psikiyatrik bir rahatsızlığın bulunması, birçok ailede yalnızca bu rahatsızlığı yaşayan bireyi değil aslında ailenin tüm fonksiyonelliğini etkileyen bir süreç olabilir.
Bazı ailelerde bu durum dayanışmayı daha fazla tetikleyip, görünür hale getirirken bazı ailelerde belirsizlik, kaygı ve duygusal yük hissini artırabilir.
Psikiyatrik rahatsızlıkların doğası nedeniyle aile üyeleri zaman zaman neyin “hastalık belirtisi” neyin “kişisel tutum” olduğunu anlayıp ayırd etmekte zorlanabilir ve bu da ilişki içinde yıpranma, suçluluk ya da çaresizlik duygusunu güçlendirebilir.
Bazı aile bireyleri kendiliğinden “taşıyıcı” rolüne geçerek bakım, takip ve düzeni üstlenirken; diğerleri geri çekilerek perde arkasında kalmayı tercih edebilirler. Bu roller fark edilmeden zamanla yerleşmeye başladığında duygusal yük çoğu zaman tek bir kişinin omzunda birikme ihtimaline sahiptir.
Yıpratıcı olan her zaman hastalık değil; kimi zaman herkesin kendi sınırının nerede başlayıp nerede bittiğini bilememesidir. Bazı aile üyeleri “ben de zorlanıyorum ama söyleyemem” duygusuyla sessizleşebilir, bazıları ise “sürekli güçlü kalmak zorundayım” baskısı altında kalabilir. Böyle durumlarda ihtiyaç çoğunlukla çözüm üretmekten önce, yaşanan yükün görünür olabilmesi ve duyguların yargılanmadan paylaşılabildiği güvenli bir alan yaratılmasıdır.
Çünkü psikiyatrik hastalık aile içinde yalnızca sorumluluk değil, duygu da taşır; bu duygu paylaşıldığında süreç daha dayanılabilir hale gelir, paylaşılmadığında ise yorgunluk ve yalnızlık hissi artabilir.