Cinsel şiddet, evlilik içinde en derin iz bırakan şiddet türlerinden biridir.
Çünkü çoğu zaman maalesef “evli olunduğu için katlanılması gerekiyormuş ” gibi yanlış inançların arkasına saklanır.
Oysa rıza olmadan yaşanan her türlü cinsel temas, zorlama, baskı kurma, suçluluk hissettirerek ilişkiye zorlama veya reddetme hakkını yok saymak cinsel şiddettir.
Burada incinen beden değil, kişinin sınırı ve saygınlığıdır. Evlilikte cinsel şiddetin en yıpratıcı tarafı, “yakın olunması gereken kişi” tarafından yaşatılmasıdır. Bu durum eşte yalnızca incinmişlik değil, güven kaybı ve mahremiyet alanının ihlali duygusunu oluşturur. Bir süre sonra kişi yakınlığa yönelik hareket etmektense , yaralanmaya karşı savunma geliştirmeye başlar; dokunma artık bağ kurma değil, tehdit gibi hissedilebilir.
Cinsel şiddet çoğu zaman açık zorlamayla değil, duygusal baskıyla da ortaya çıkar: “Beni istemiyorsun”, “evliliğin gereği bu”, “eksik olan sensin” gibi söylemler bağdan çok kontrol mesajı taşır. Bu nedenle sorun yalnızca isteksizlik değil, güvende hissetmeme halidir.
Sağlıklı bir cinsel ilişkide
- rıza,
- gönüllülük ve
- duygusal güven esastır. ,
Eşlerin birbirine yaklaşması bir yükümlülük değil, karşılıklı seçimdir. Gerçek yakınlık, temasın kendisinden değil, hissedilen güven ve saygıdan doğar.