Emzirme, anne ve bebek arasındaki bağı güçlendiren en temel temas alanlarından biridir; ancak bu bağın önemi “emzirmenin kaç ay sürdüğüyle” değil, temasın niteliğiyle ölçülür. Sık sorulan “Anne bebeği ne kadar emzirmeli?” sorusuna Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) verdiği yanıt: yaklaşık 2 yıldır. Kimi anne uzun süre emzirmeyi tercih eder, kimi anne erken süreçte zorlanabilir ya da farklı nedenlerle emzirmeyi azaltıp bırakabilir.
Emzirmeyi sonlandırma döneminde ise pek çok annenin yaşadığı görünmez bir duygu vardır: “Ya bağımız zayıflarsa?” Bu kaygı çoğu zaman “temas biçimi değişiyor” duygusundan kaynaklanır. Anne içten içe “bebeğim beni eskisi kadar arar mı?”, “beni hala aynı güvenle hisseder mi?” sorularını taşıyabilir. Bu çok doğal bir süreçtir; çünkü emzirmeden ayrılma, sadece fiziksel bir değişim değil, annenin iç dünyasında da bir geçiş dönemidir.
Birçok kişi bağlanmayı yalnızca anne-bebek ilişkisi olarak düşünse de, annenin kendisini güvende hissetmesi bu bağın sürekliliğinde belirleyici rol oynar. Çünkü anne ne kadar desteklenirse, bebeğe o kadar yumuşak, sabırlı ve duygusal olarak açık kalabilir. Bu nedenle partnerin rolü “yardım eden kişi” değil; bağı güvence altında tutan üçüncü çemberdir. Bebeğin güveni annenin teninde oluşur; annenin güveni ise çoğu zaman eşin desteğiyle güçlenir.
Burada önemli olan, bağın şekil değiştirdiğini fark edebilmektir. Temas artık sadece bedenle değil; mimikle, ses tonuyla, göz temasıyla, kucağa alma gibi davranışlarla sürmeye başlar. Yani bağ kesilmez; yalnızca başka bir yoldan akar.
Doğru destekle bu geçiş süreci suçlulukla değil, yeni bir yakınlık biçimine dönüşümle gerçekleşir. Çünkü bebek için en güven veren şey süt değil, annesinin orada oluşudur.